Politik kaosta kaybolmadan... - AKİF EMRE

Türkiye son derece kritik süreçten geçiyor. Ortadoğu iç savaşlarla altüst oluyor. Dünya sistemi soğuk savaş sonrası yeniden kuruluyor.
Yeryüzünde işgal ettiği yerin bilincinde olan bir Müslüman için tüm bu gelişmeler bir tavır almayı, anlamlı söz söylemeyi zorunlu kılıyor.

Hayat ne kadar sade ve basit yahut ne kadar kaotik ve huzur verici olursa olsun Müslüman bilincinin bu durumlara karşı mutlaka bir tavrı olacaktır.

Memlekette yaşadıklarımız, içinden geçilen süreç, pratik siyasetin, güncel gelişmelerin acil cevaplar istediği, müdahil olmayı gerektirdiği olaylar, hızla akan ve adeta zamanın daha da hızlandığı olayların akışı yönetimden sokaktaki insana kadar hepimizi sürüklüyor. Ne Sur'da, Cizre'de yaşananlara bigane kalma lüksümüz var ne de sınıra on binlerce mültecinin yığılmasına sebep olan gelişmelere omuz silkme hakkımız.

Zaten istesek de istemesek de gazeteler, medya aygıtları bu can acıtıcı sorunları her gün alabildiğine analiz ediyor; hayır, adeta hakikat mıncıklanıyor. Her gün onlarca gazete köşesinde yüzlerce yazar, televizyonlarda her şeyin uzmanı yorumcular, yüzlerce internet sitesi reel politik denizinde bilincimizi, vicdanımızı, hassasiyetimizi törpülercesine konuşuyor. Bunca enformatik yoğunlaşma içinde hakikatin cahili olma, hakikat dikkatini kaybetme riskinin farkında bile olmuyoruz.

Elbette hayat devam ediyor, tüm olup bitenlere dair söylenmesi gereken sözler var. Hayata temas etmeyen hiç bir hakikat iddiası, hayata müdahil olamaz.

Ancak herkesin pratik siyasetin gaileleriyle meşgul olduğu ortamda, olanca gürültü içinde hak ve hakikat ölçüsünün pratik gerekçelerle örselendiği, ters yüz edildiği ve buna herkesin kendince gerekçeler de ürettiği bir ortamda “durun” diyecek gür sese her zaman ihtiyaç vardır.

Tüm entelektüel çabaların reel politiğin açmazlarını çözmeye yahut güncel olanın ayartıcı heyecanına kapıldığı ortamlar siyasete ayarlıdır ve dikkatleri köreltir.

Hayata ve olaylara müdahil olurken zamanı aşan prensipleri, ilkeleri işaret eden aklı selim ve Müslümanca düşünme ortadan kalkmışsa o zaman felaketi beklemek gerekir.

Türkiye'de Müslümanca düşünmeye çalışan, sanattan siyasete Müslüman olmanın kaygılarını önemseyen, önceleyen fikir ve kalem erbabının önemli ölçüde pratik siyasete paralel konumlanışının sonuçları üzerinde düşünmek gerek. Çağına ve içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluk adına başlayan bu tavır alış, belki farkına varmadan üst siyaseti, ilkesel tavrı perdeleyen, gerileten, örseleyen bir sonuca evrilme tehlikesini de içerir.

Herkesin güncel olana takıldığı, politika muarızlarına cevap yetiştirmekle meşgul olduğu sıcak ortamların sadece bugün için mahzurları olan tutumu barındırmaktan öte anlamı var. Bu tutum toplumsal olarak, değerler sistemi olarak geleceği karartma tehlikesini de mündemiçtir.

Bu noktada temel mesele şu: yaşadığımız döneme, mekana, insana dair pratik siyasetin gerçekleri, kırılmalarına maruz kalmadan daima doğru ve hakikat olana işaret edecek, ısrarla bunun peşinde koşacak fikir erlerine, kalemlere, seslere ihtiyaç var.

Düşüncenin popüler kültür endüstrisinin ürününe indirgendiği, üst siyasetin unutulup güncel politikanın bunun yerine ikame edildiği bir düşünce ortamında önce ilkeler ve hakikat kaybolur. Hakikatin ortadan kalktığı yerde ne vicdani sorumluluk ne de adaletten eser kalır.

Müslümanca düşünmeyi önemseyenlerin hayattan kopmadan yaşanmaya değer hayata dair yeni ve anlamlı cümlelerin peşinde olmaları gerekmez mi?

Fikirden sanata, siyasetten akademiye tüm alanların pratik siyasete yoğunlaştığı düşünce ortamına yarına kalacak bir söz emanet edilebilr mi? Yaşadığımız gerilimli ve sıcak gündemin bize kurduğu en büyük tuzaklardan biri, politik kaosun girdabına tüm birikimleri çekme tehlikesidir.

Sadece Türkiye ve Ortadoğu değil, İslam alemi adeta büyük sınavdan, sarsıntılardan geçiyor. Küresel uygarlık insanlığı tüketiyor. Hegemonların düzeni, ihtirasları insanlığa daha fazla acı yaşatacak. Mutlu Kuzeyli azınlık ise hayat tarzını riske etmemek için her tür operasyonu meşrulaştırmaya hazır. Memleketin hali, geleceği tüm bunlardan etkilenecek. Hayat devam ederken kısır çekişmelerden sıyrılıp tarihe, mekana, çağa karşı sorumluluk bilinciyle değerleri hatırlatmayı, hakkın, ahlakın, adaletin sesi olmayı gerektirir Müslüman sorumluluğu.

 Okunma Sayısı : 950         09 Şubat 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 557338

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.