Ayşe BÖHÜRLER'den İTİDAL Çağrısı

Taşları Yemek Yasak... Yeni nesil bilir mi emin değilim ama bizim kuşakta İslami hareketin içinden gelip de İsmet Özel'in bu kitabını okumayan yoktur. O zamanlar, İslamcı kızlar evlenirken damat namzetlerini “Celladıma Gülümserken” şiirinden sınava çekerlerdi. “Bu şiiri dahi bilmeyen adamın İslami ve toplumsal duyarlılığı yoktur, ondan da iyi koca olmaz” kanaatine sahip olanlar da vardı. Tanığım… Müslümanca düşünmeye başlangıç olarak “Üç Mesele” adeta İslam'a giriş kitabı olarak okunur, okutulurdu. “Evi Nepal'de kalmış/ Slovakyalı salyangozdur ruhum” benzetmesinin kast ettiği şeyleri de tartışmışlığımız vardır.

Bu dönemi ve bizim “ruh” halimizi, Cihan Aktaş'ın hikayelerinin yanı sıra “Bacıdan Bayana” isimli kitabı çok iyi anlatır.

“Şair. Arkanı dönme… Neyin varsa sen de fırlat…” diyen bir şairi ezberleyerek büyüyen bizim kuşak, şimdikinden çok farklı koşullarda büyüdü. Düşünce dünyamızı şekillendiren unsurlar da çok farklıydı. Bu nedenle şimdiki kuşakla aramızdaki anlama ve anlatma sorunlarını (her görüş mensubu için) çok normal karşılıyorum. Değişimin hızı, kuşak farkını da hızlandırdı. Bizim kuşak okur, okuduğunu tartışır, birbirine anlatır, anlar ve bundan yeni fikirler oluşturmaya gayret ederdi. Birlik, bütüncül bakış, onarmak, tahammül, sabır gibi kilit kelimeler hayatımızda etkiliydi. Belki de bu nedenle şimdiki gibi yüzeysel okumalarla büyüyen ya da her şeyi sadece bulunduğu andan, yerden, duygudan bakarak yorumlayan, Aristo mantığıyla siyah-beyaz düşüncenin dışına çıkamayan bir nesille problem yaşamamızın nedenlerini, süreçleri itibarıyla anlasam da doğru bulmuyorum.

Bir fikrin ve devamında hareketin yolculuğunda pek çok bileşen vardır. Bu yolculukta zaman, zemin, kişiler, koşullar, tepkiler, çile, muhabbet, bunların hepsi karınca kararınca yapıyı oluşturan tuğlaları üst üste koyar. Bu süreçlerde; bilgileri-verileri fikre; fikirleri eyleme dönüştüren insanların varlığı çok önemlidir. Bu, somut sorunların tanımlanmasından, duyguların ifadesine, edebiyata, sanata kadar pek çok alanı kapsar.

Neyi nasıl ifade etmeliyiz? Bir sorunu nasıl dillendirmeliyiz? Kavramsallaştırma nasıl olmalı?.. Yazarlar, düşünürler, şairler bize birçok konuda yol gösterir.

Olan biten, fikir adamlarının ve çilekeşlerin öncülüğünde etkili kelimelere dökülür. Eylem gücümüzü de o kelimeler oluşturur.

İslami hareketi de siyaseti de güçlendiren damarlarından birisi “başörtüsü meselesi”dir. Bu meselenin toplumda bir karşılık bulması, bilinç oluşturma, farkındalık geliştirme, kavramsallaştırmaya dair çabalar yukarıda sözünü ettiğim dönemin kadın yazarları tarafından yapılır. Bu meselenin abc'si de aynı dönemin kitaplarında yazılıdır. Dönemin dini kitapları “İslam'da vardır ama devlet…” der, bırakırdı.

1994 yılında Kanal 7'ye “başörtüsü belgeseli” senaryosunu yazarken en büyük kaynağımız Cihan Aktaş'ın kitaplarıydı. “Kılık Kıyafet İktidar” isimli kitabı bugün bile kapsamı ve içeriğiyle bu meselenin beş temel eserinden birisidir. Yurt içi ve yurt dışından birçok araştırmacı konuya hala bu kitaptan faydalanarak başlar. Kim bilir kaç teze kaynakça oluşturmuştur. Sadece o da değil sayısı elliyi bulan kitabıyla yalnızca eser değil iz de bırakmış bir yazardır Cihan Aktaş. İslami kesimin meselelerini edebiyatın içine dahil etmiş ve pek çok konuyu öyküleştirerek iz bırakmıştır. Bugün yeni nesil muhafazakarlar onun benzeri bir ismi çıkartabilir mi hiç bilmiyorum.

Yusuf Kaplan yine aynı şekilde, yazıları ve konuşmalarıyla fikir üreten öncü bir isimdir. Muhafazakar kesimin entelektüelleri arasında başta gelir. Aynı zamanda mevcut siyasi hareketin düşünce ufkunu açan, katkı sunan isimlerden birisidir.

Bu ve benzeri daha çok kişiye ilişkin eleştirileriniz olabilir, beğenmeyebiliriz, itirazlarınız olabilir, onlar da yanlış yapmış olabilir. Fikir ayırımı yaşamak ille de yol ayrımı oluşturmak için çukur kazmayı gerektirmez. İtiraz etmek, eleştirmek, fikrinizi savunmak elbette hakkınız. Ama kullandığınız dil ve üslup bunu aşıyor. Bu dil geçmişte örneğini gördüğümüz, tecrübe ettiğimiz bir yaklaşımın dilidir. Bizim dilimiz değil.

Gördüğüm kadarıyla gelmesi istenen farklı bir dönemin -belki biz bu dönemi göremeyeceğiz- hazırlıklarına şuursuzca katkı sunanlar var. Böyle bir dil ve üslup bu topraklarda hakiki manasını bulacağına inandığımız İslami düşünceye zarar verir. Biz geçmiş dönemlerde bir avuç kadardık. Şimdi sayılarımızın artmış olması durumu değiştirmiyor. Yeni dünya düzeninde daha büyük bir blok üzerimize geliyor. Böylesine bir güç bloğunun karşısında bile sorumluluk sahibi bir avuç insanız. “Dünya nöbeti” tutmaya herkesi ikna etmek kolay değil.

Yapmayın beyler, gençler, hanımlar. Geldiğiniz fikrin geleceğini baltalıyor, köküne zarar veriyorsunuz. Tecrübeyi itibarsızlaştırıyorsunuz. Biz büyüklerimize, fikir insanlarına saygıyı hiç elden bırakmadık, hala da bırakmıyoruz. Size de tavsiyem bunu yapmanız. Türkiye'nin geleceğinde siz olacaksınız. Uyarım bu sebepten!

 Okunma Sayısı : 1012         27 Şubat 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 859571

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.