Mağduriyetin Neticesi Mağlubiyet Değil Muzafferiyettir - Abdullah YILDIZ

Tarihe “28 Şubat Postmodern Darbesi” olarak geçen 28 Şubat 1997 tarihliMilli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar, “irtica” kod adı ile bizzat İslâm’ın varlığını ve dindar kişi ve kurumları hedef almış ve bu tarihten itibaren artarak devam eden yasaklama ve engellemelerle dindar kesimler ciddi biçimde “mağdur” edilmişti. İmam-Hatip liselerinin alansınırlaması ile ve Kur’an kurslarının yaş sınırlaması ile kapanma noktasına gelmesi, başörtü yasağının önce üniversitelerde, sonra İmam-Hatiplerde, sonra da İlahiyat Fakültelerinde uygulanmaya başlaması, İslamî vakıf, dernek ve yurtların ‘potansiyel suçlu’ ilan edilmeleri, siyasi ve fikri yasaklamalar, gazete, radyo ve televizyon kapatmalar... Evet, bütün bunlar“irticaya karşı topyekun savaş” sloganı ile hareket eden “laikçi” ve“yaban” güç odakların “tepeden aşağı” gerçekleştirdikleri baskı, zulüm ve haksızlıklardı... 

O mahut yıllarda dindar kesime bu “mağduriyet”leri yaşatanlar, psikolojik harp tekniklerinin bütün unsurlarını kullanarak bunu bir  “mağlubiyet”olarak takdim etmişlerdi. Biz, Şubat 2001 tarihli Umran dergisinde“Mağdur Edilmek Asla Mağlup Olmak Değildir” başlığıyla şunları söylemiştik:

‘Şunu bilmeliyiz ki… Biz “mağlup” olmadık. Biz “iman, fikir ve ilke mücadelesi” veriyoruz. İnancımızı ve kararlılığımızı yitirmediğimiz, doğru ve hak bildiğimiz fikir ve düşüncelerimizi ısrarla savunmaya devam ettiğimiz, İslamî ilke ve prensiplerimizden taviz vermediğimiz sürece uzun vadede “kazananlar”; Allah katında “galipler” biz olacağız. 

Diplomalarımızı kaybedebiliriz, okullarımız, kurslarımız kapatılabilir, etiketlerimiz elimizden alınabilir, ticaretimiz kesada uğrayabilir, haklarımız gasp edilebilir... 

Ama inançlarımıza pranga vurulamaz!...

Umutlarımız asla söndürülemez!...

Fikir ve düşüncelerimiz sınırlanamaz!...

Zira biz, Kur’an’da zikredilen kutlu peygamberlerin iman ve ilke mücadelesini, son peygamber Hazreti Muhammed’in ahlak savaşını örnek alıyoruz. O peygamberler ki, tarih boyunca hep mağdur edildiler; zulme ve gadre uğradılar, eza ve cefalar çektiler, işkenceler gördüler, sürgün edildiler...

Ama kendilerine tabi olan müminler topluluğu ile beraber “Rabb’imiz Allah’tır” inancını ısrarla ve kararlılıkla savundular; hiçbir maddi ve dünyevi karşılık beklemeden ahlak ve fazilet mücadelesini sürdürdüler, bütün zorlama ve baskılara rağmen hak’tan, adalet’ten, doğruluk’tan sapmadılar... 

Ve kazandılar; kimi Allah yolunda taşlanarak kazandı, kimi sürgün edilerek, kimi şehit edilerek... 

Ashab-ı Kehf, Roma İmparatorluğu’nun debdebeli hayatını, zevk ve eğlence dolu saraylarını, makamlarını, unvanlarını; sadece Rablerine olan imanları, teslimiyet ve ihlâsları nedeniyle terk edip mağarada yaşamayı tercih ettikleri için kazandılar... (Kehf 18/9-31)

Yasin ehli, sadece inanç ve ilke mücadelesi verdikleri ve kavimlerine ilahi hakikatleri hatırlatmalarına karşılık “hiçbir maddi beklentileri olmadığını” söyledikleri halde taşlanarak şehit edildiler ve onlara “cennete girin”denildi. (Yâsîn 36/13-27)

Hz. Şuayb’a (a.s) inanan az sayıdaki müminler topluluğu (raht), “Eğer Şuayb’a (ve onun tebliğ ettiği ilkelere) uyarsanız, kaybedenlerdenolursunuz!” (Ârâf 7/90) diye tehdit edildi ama sonunda, “Şuayb’ı yalanlayanlar, asıl büyük hüsrana uğradılar.”

Hz. Musa (a.s) ve bağlılarının fikir ve iman mücadelesi karşısında çaresiz kalınca “onlar üzerinde ezici bir gücümüz var.” (Ârâf 7/127) diyerek kaba güce başvuran Firavun, sonunda hüsrana uğradı... 

Ve Allah Rasûlü Hz. Muhammed (s.) ile ilk Müslümanlar sadece “Rabb’imiz Allah’tır” dedikleri… için mağdur edildiler: Bireysel işkence ve baskılarla İslam davasının büyümesini önleyemeyen cahiliye eşrafı (günümüze ‘inkarcı elitler’ diye tercüme edilebilir), müminleri Şi’b-i Ebî Talib’te muhasara altına alarak İslâmî potansiyeli (günümüzde ‘irticacılar’ deniyor) bitirmeye yönelik bir dizi önlemler aldılar: Müslümanlarla ticaret yapmayı, sosyal ilişki kurmayı, kız alıp vermeyi, görüşüp konuşmayı... yasakladılar ve bu yasakları kamuoyuna mal etmek için bir dizi “önlemler listesi” halinde Kâbe’nin duvarına astılar. Bu müthiş ambargo tam üç yıl sürdü. Müminler tüm sosyal haklarını kaybettiler, ticaretleri tamamen kesâda uğradı, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye Rasûlüllah’a (s.) şekvâ edecek kadar bunaldılar ama inançlarından, fikirlerinden ve ahlaki ilkelerinden asla ve kat’a taviz vermediler

Kısaca; mağdur oldular, ama asla mağlup olmadılar…’

Şimdi, dünün 28 Şubat mağdurları da bugün mağluplar değil muzafferler olarak dimdik ayaktalar.

 Okunma Sayısı : 836         01 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 650828

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.