Sol eleştirinin kapitalizm sınavı

Türkiye'de sol entelijansiyanın eleştirel olmak adına altın vuruş yapma imkanını ele geçirdiği nadir dönemlerdeyiz. Bunun farkında olarak sol aydınlar, kanaat önderleri ve medya muhafazakâr bir iktidarı ve uygulayageldiği politikaları eleştirebilmek için kendince hiç de sıkıntı çekmiyor.

Buradan bakılınca dünyanın her yerinde karşımıza çıkacak sol siyaset temelli muhalefet, modern siyaset anlamında muhafazakâr sağ politikalar karşısında eleştirel imkan verecek uygulamalarla dolu uzun iktidar dönemini değerlendirecektir.

Türkiye'de mevcut iktidar partisi ve politikalarının doğal şartlarda yıpranmasının ötesinde pratikte ahlaki anlamda sorunlu uygulamalara, neoliberal ekonomik politikalara temel eleştiriler getirme fırsatı sunmasının ötesinde; temsil ettiği varsayılan değerlere yönelik açıktan saldırı fırsatını ele geçirdiğini, düşünüyor sol. AK Parti üzerinden ona yapıştırılan kimlik ve değerlerin de kolayca harcanmasına fırsat veren bir ortam ve söylem üstünlüğü yakaladığını varsayan bu muhalif sol siyaset ve entelektüel duruş aslında müthiş bir oportünizm sergiliyor..

Hiçbir zaman toplumsallık gerçekleştirmeyen sol, sosyalist eklentisi marjinal düşünce ve akımların bu vesileyle toplumdaki hoşnutsuzlukları yedeklerine alarak pratik siyaset üzerinden değerleri de yargıladıkları, saldırıya hedef yaptıkları görülüyor. Toplumun kültürel kodlarına ulaşmakta her zaman arızalı sol söylem belki de ilk kez doğallığında bir dil yakalayarak “İnşaat ya Resulallah” sloganı ile muhalefetinden emin, eleştirinin hazzını yaşıyor.

Ne var ki sol eleştirelliğin kendini en güçlü gördüğü yerde iç çelişkisi daha da aşikâr kılar hale geldi.

Muhafazakârların ahlaki anlamda, ilkesellik, hakkaniyet gibi her an sığaya çekilmeyi hak eden uygulamaları bir yana normal şartlarda siyasal iktidar etrafında oluşabilecek güç temerküzü her durumda eleştirilmeye açık kapı bırakır. Bu hakkaniyet açığı büyüdükçe eleştiriden muhalefete evrilmeye başlar. Türkiye'deki durum da bundan farklı değildir. Mevcut siyasal yönetim altında ekonomik anlamda güç kazanan muhafazakâr bir kesim ortaya çıktığı muhakkak. Ancak bu kesim hala Türkiye ekonomisinde zengin sayılabilecek, sınıfsal anlamda kapitalist sayılabilecek bir aşamaya da geçebilmiş değildir. Devlet eliyle, siyasi tercihlerle para kazanan, iş yapan orta ölçekte paralı bir kesim oluştu. Bir gün devlet ihalesi almadığında ayakta kalabilecek bir sınıf, muhafazakârlar arasında belki birkaç istisna dışında gösterilemez. Solun gözünü diktiği, tüm muhalefetini teksif ettiği bu küçük esnaflıktan orta ölçekte ihaleciliğe, mücahitlikten müteahhitliğe geçen orta sınıftır.

Oysa varlığını sınıf mücadelesi ve sermaye temerküzü üzerinden kapitalizm eleştirisine ve dahi karşıtlığına borçlu her renkten sol ve sosyalist kesimlerin hala gerçek anlamda kapitalist sayılabilen kesimlere dair eleştirilerinin/karşıtlığın görünmemesi normal şartlarda izah edilemeyecek bir durumdur. Siyaseten seçilmiş hedeflerini ideolojik destekle sınıfsal zemine oturtmaya çalışmak gibi bir kurnazlık içinde sol.

Halbuki her iktidar döneminde olduğu gibi bu dönemde de hem siyasetle, hem devletle iç içe bir seküler sermaye vardır ve hala memleketin en temel ekonomik kaynakları bunların elindedir. Küçük esnaf ya da küçük burjuvalara özgü sonradan görme zenginleşme yerine temel sektörlerin rantını elinde tutan birikim varsa eğer gerçek anlamda kapitalist sınıf, mutlu azınlık hala değişmiş değildir.

Muhtemelen seçkinci sol gelenek, müteahhitleşen muhafazakârların nasıl para kazandıklarından daha çok dünya görüşü, hayat tarzı, ait olduğu toplumsal -kültürel köken itibari ile eşit olmayı hazmedemediği bir çevrenin görece ekonomik güç sahibi oluşuna daha çok tepki gösteriyor.

Bu tespitin sağlaması ise sol ve antikapitalist görünen grupların gerçek anlamda sermayeyi temsil eden kesimlere eleştirel yaklaşmak, ya da aralarına sınıfsal bir mesafe koymak bir yana onlarla son derece barışık, aynı dünyanın insanlarına özgü bir dil ve siyaseti sürdürüyor olmasıdır. Gezi örneğinden başlayarak otel kapılarını açması nedeniyle yapılan güzellemelerin vefat olayı ile sürdürülmesi tesadüfi değildir.

Bu durum o kadar tesadüfe yahut duygusal nedenlere indirgenemeyecek şekilde bellidir ki sol eleştirinin dili ve önermeleri bizzat bu kapitalist ilişki biçimlerini besler niteliktedir. Türkiye'de sosyal, ekonomik ve siyasal eleştirilerin hemen hemen tümü kapitalist toplum sürecini besleyen, destekleyen değerleri ikame etmek üzerine kuruludur. Özgürlük taleplerinden, siyasal eleştirilere kadar hemen her alanda hem eleştirel argümanlar, hem de öneriler eşitlikçi, muhalif, hakkaniyetten yana bir toplum talebinden çok kapitalist ilişki biçimlerinin öncülüdür.

Müteahhitlikten kapitalistliğe atlayamayan mücahitlerin ilkesel ve ahlaki kaymaları aynı dürüstlükte eleştirilmeye muhtaç, hem de herkesten önce kendi tabanı tarafından. Ancak temelden olaya sınıfsal yaklaşan bir sol-sosyalist geleneğin gerçek anlamda sermaye sınıfına yönelik tek kelam etmemesi düşündürücüdür.

(Akif Emre- Yeni Şafak)

 Okunma Sayısı : 884         12 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 816099

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.