'Emperyalizm, Kürt sorunu ve İslam'

Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan bugünkü yazısında Kürt sorununu ele aldı. Kaplan, Kürt sorununun hayatımızın her alanına derinlemesine nüfus ettğini belirterek, "Sorunun asıl nedenlerini, kökenlerini ve kazandığı boyutları anlamadan, o sorunu nihâî, kalıcı olarak çözüme kavuşturamazsınız"  ifadelerini kullandı. Kürtlerin elde ettikleri -ve edecekleri- bütün seküler siyâsî, ekonomik ve kültürel haklar, ile sonuçta bağımsız devlete kadar gidebileceğini aktaran Kaplan, "Laik Kürt devleti, tıpkı laik Türk devleti gibi, yalnızca Batılı emperyalistlerin işine yarar, hâkimiyet sürelerini uzatır!" dedi.

Yeni Şafak gazetesi Yusuf Kaplan'ın bugünkü yazısı:

"Kürt sorunu”, Cumhuriyet tarihinin üçte birlik dilimini yuttu: Türk sekülerleşmesinin topluma ödettiği bedelin ağır faturası oldu.

KENDİ KUYUMUZU KAZIYORUZ!

İnsanı, derin düşüncelere garkeden şey şu: “Kürt sorunu”, hayatımızın her yerine öylesine derinlemesine nüfûz etti ki, artık bu sorunun nereden kaynaklandığını, neden kontrolden çıkacak boyutlar kazandığını düşünmeye mecalimiz bile kalmadı!
Oysa en hayatî kuralı atlıyoruz: Bir sorunun asıl nedenlerini, kökenlerini ve kazandığı boyutları anlamadan, o sorunu nihâî, kalıcı olarak çözüme kavuşturamazsınız.

Bizse tam da bunu yaptık 30 küsur yıldır. Aynı yanlışı sürdürüyoruz hâlâ: Bu seküler ortamda, siyâsî, kültürel ve ekonomik haklar vererek bu sorunu çözebileceğimizi sanıyoruz. Ama fena hâlde yanılıyoruz ve kendi kuyumuzu kazıyoruz!

KÜRT DEVLETİ: İKİNCİ İSRAİL

Şunu iyi bilelim: Kürt kardeşlerimize vereceğimiz bütün seküler haklar, bir bumerang etkisi yapacak, önce Türkiye'yi, sonra da onları vuracak “tehlikeli silahlar”!

Şöyle ki: Kürtlerin elde ettikleri -ve edecekleri- bütün seküler siyâsî, ekonomik ve kültürel haklar, sonuçta bağımsız devlete kadar gider. Doğrusu, bir halk, bağımsız olmak istiyorsa, ben ona “bağımsız olamazsın!”, diyemem. Bu, bu kadar net.
Hayâtî soru şu burada: Eğer Kürtler, bağımsız bir devlete sahip olursa, bunun sonu ne olur?

Onlar açısından da felâket olur bu: Tıpkı diğer “federe devlet''ler gibi emperyalistler tarafından itilir kakılır. Ve daha da kötüsü, ikinci bir İsrail -Batıların bölgeyi sopalamak ve yağmalamak için kullanacakları bir çıbanbaşı- olur. Zaten proje de bu!

Buysa, bütün bölgenin, emperyalistler tarafından uzunca bir süre daha haIIaç pamuğu gibi oraya buraya savrulması, bir daha belini doğrultamaması ve Batılı emperyalistlerin buradan kovulamaması sonucunu doğurur.

MÜŞTEREK İSLÂMÎ GELECEK'İN ÖNÜNDE TAKOZ OLMAK!

Felâket budur: Hem tıpkı İsrail gibi bir çıbanbaşı olmak ve Batılı emperyalistlerin -tam da bitti artık dediğimiz bir sırada- buradaki egemenliklerini sağlama(alma)k hem de bölgenin İslâmî bir geleceğe doğru yürüyebilmesinin önünde takoz olmak!

Sadece bölgemiz için değil, dünyanın ve İslâm dünyasının geleneği açısından bundan daha büyük felâket olabilir mi?

Kaldı ki, emperyalistlerin tek derdi de, yegâne hedefleri de tam da budur: Bölgenin siyâsî, kültürel, ekonomik ve stratejik açıdan bütünleşmesinin ve müşterek İslâmî geleceğe doğru yürümesinin kesinkes önlenmesi!

Laik Kürt devleti, tıpkı laik Türk devleti gibi, yalnızca Batılı emperyalistlerin işine yarar, hâkimiyet sürelerini uzatır!

İSLÂMÎ KİMLİĞİ LANETLEMENİN BEDELİ VE LAİKLİĞİN İFLASI!

O hâlde izi sürülmesi gereken soru şu burada: Kürt sorunu, nereden kaynaklandı ve neden kontrolden çıkacak boyutlar kazandı?
Asıl sorulması gereken soru bu; ama bu soruyu soran yok, iyi mi?

Kürt sorunu, medeniyet fikrine dayalı ümmet kimliğinin terkedilmesinin, hatta ahmakça şekillerde lanetlenmesinin ve imparatorluk bâkiyesi 30'dan fazla etnik kimliği düzleştiren yapay bir ulus kimliği icat edilmesinin bizi getirdiği ve getirebileceği nokta'dır. Çıkmaz sokak'tır. Ötesi yoktur.

Farklı dinlere, kültürlere, etnisitelere mensup halkları, ortak bir noktada ve selâm/barış yurdu'nda buluşturmuş muazzam medeniyet tecrübesini inkâr etmek, sonra da tek ulus fikrine dayalı 30 etnik azınlığı bir arada tutabilmek ulus devletin becerisi değil, bütün bu etnik azınlıkların hepsinin ortak bir kimliğe -Müslüman kimliğine- sahip olmasının meyvesidir.

Bu gerçeğe göz kapadık ve etnik kimlikleri, İslâmî kimliğin ve duyarlıkların önüne geçirecek bölücü sekülerleşme projesini fütursuzca uygulamaktan çekinmedik. Ahmaklığın bu kadarına da pes doğrusu!

Daha da vahimi, küresel sistemin İslâm'ı tehdit olarak konumlandırdığı 1990'Iı yıllardan itibaren biz de Batılıların bir “uydu”su olarak ürpertici bir “irtica” (siz bunu Batılılar gibi “fundamentalizm” diye okuyun!) tehlikesi ve tehdidi icat ettik: Toplumun bütün kesimlerinin ortak kimliği ve duyarlığı olan İslâmî kimliği aşındıracak ve etnik kimlikleri kaşıyacak kadar kendi ayağımıza kurşun sıkmayı marifet belledik: Ve etnik kimlikler üzerinden yaşadığımız etnik ayrışmanın tohumlarını kendi ellerimizle ektik.

EKTİĞİMİZİ BİÇİYORUZ!

Ne ektiysek onu biçiyoruz şimdi. HDP'nin başını çektiği siyâsî Kürt hareketi, seküler bir hareket: Kemalistler, yüzyıl önce Türkiye'nin İslâmî temellerini nasıl dinamitledilerse, Jönkürt Kemalistler de, Kürtlerin İslâmî temellerini adım adım dinamitliyorlar aynı şekilde.

Gelinen nokta, Türkiye'nin seküler elitokrasisi ve entelijansiyasının rüyalarında bile görseler “kâbus bu!” diyebilecekleri kadar ürpertici bir noktadır.

 Okunma Sayısı : 886         18 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 379216

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.