KİMLİĞİ İMANINDA GİZLİDİR - Fatma DALAZ

O öyle bir gençtir ki, güneş, ay, yıldızlar… Hepsi ona gıpta eder. İnsan, kimi zaman yaratılmışların en üstünü, meleklerin dahi kıskanacağı duruma gelebilirken, kimi zaman da yaratılmışların en alçağı olabilmekte.

Bir Müslümanın en nihai hedefi, gerek ahlaki, gerek imani, gerekse eylem açısından hep kendini yarım görüp çabalamasıdır. Hep daha iyi olmaktır. Neden iyi olmalıyız? Bunu kavrayabilmek için öncelikle Allah’ı tanımamız gerekir.  Tabiata baktığımızda muhteşem bir yaratma sanatıyla karşı karşıyayız. Bir ressam güzel bir manzara çizimi yaptığı zaman hayran kalıyoruz. Bir insan çizimi nasıl bu kadar güzel yapabilir diye. O muhteşem renk uyumu, güzel bir bitkinin kokusu, bir akarsunun duruluğu…  Ressam, var olanı taklit eder. İnsan bilmediği şu ana kadar varlığını duymadığı bir şeyi hayal edemez. Örnek olmadan yapamaz. Ama Allah el-Mubdi (misalsiz yaratan)dır. Koku verir, renk verir, büyültür küçültür, nem verir, soğutur… O, her şeye kadirdir. Hepsi de bir işaret değil midir? Sanki sen birşey için yaratıldın dediklerini duyar gibiyiz. Allah, akıl sahipleri için onlardan alınacak güzel örnekler vardır diyor. Bir sineği bile örnek verir, kimisi ona baktıkça Allah’a olan imanını artırır, kimisi de küfrünü.

Yeryüzü gösterişle, çıkarla, haramlarla dolu olabilir. Başımızı göğe kaldıralım. Gökyüzü huzurdur. Tamamen beşerden uzak, hakikatle kuşatılmış. Ay’a bakalım.

Cerir b. Abdullah el-Beceli r.a’den rivayettir:
‘’Resulullah s.a.v ’in huzurunda oturmakta idik. Resulullah s.a.v dolunay durumundaki Ay’a baktı ve şöyle dedi:  ‘’Siz Rabbinizin huzuruna varacaksınız ve şu dolunayı gördüğünüz gibi onu görecek ve görme konusunda bir zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmayacaksınız.‘’

‘’Artık üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiçbir çatlağı yoktur.’’ Kaf-6

‘’Muhakkak bunda ibret alacak akıl sahipleri için birçok deliller vardır!’’ Taha-128

Gönüllerimizi ayetlerle süslersek, her şey daha anlamlı gelecektir.

Kalbimizi Allah’a açalım.

‘’İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, rahman onlar için gönüllerde bir sevgi yaratacaktır.’’ Meryem-96

Müminlerin hayata yükledikleri anlam, ‘bir yolcu gibi’ olmak bilinci ile belirginleşir…
Dünya üzerinden ahirete uzanmak esas alınmıştır. Allah ve Rasulû diriliş çağrısını asırlar evvelinden yapmışken nasıl kayıtsız kalabiliriz?

‘’Allah’a karşı saygısızlıktan sakınanlar mutlaka cennet bahçelerinde ve pınar başlarında olacaklar.
Esenlikle girin oraya denilecek.’’ Hicr-45/46

Bu çağrıya kulak verenlerin dünyadaki tek amaçları Allah’ı razı etmek olmuştu. O’na karşı gelmekten titizlikle kaçınmışlardı. Hiçbir şey, onlara engel olamamıştı. Prangalar üstüne atlamışlardı. Özgürlüğü Allah’a teslim olmakta bulmuş, dünyalarını zindana çevirmişlerdi. Kalpleri özgür, bedenleri esirdi.
Çünkü onlar rahatlık içinde, karınları tok, sıcak yataklarında uyusalardı, yürekleri zindan olurdu. İnsan bedeni topraktan gelmiştir ve toprağa muhtaçtır. Yemek, içmek, uyumak…
Ya ruhlar? İnsan bedeninin topraktan geldiğini bilir de ruhun Allah tarafından üflendiğini nasıl unutur? İnsanlar Kur’an’ın mesajlarından nasıl uzak durur? Ruhlar doyurulmadan yaşayabilir mi?

‘’O halde Allah’a koşun!’’ Zariyat-50

‘’O halde Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve kadar olan cennete koşun!’’ Al-i İmran-133

Seferimiz iki boyutlu açılımı gerekli kılıyor.
Yeryüzünde i’layı kelimetullah davasını sürdürmeye yönelik cihadı bir sefer… 
Diğeri de kalbe yönelik derin bir sefer…
Bunların biri diğerinin mütemmimidir…
İçe doğru derinleştikçe, dışa doğru yürüyüşünde önü açılır…
İç seferini sürdürmeyen, kalp sefaletini aşamayanlardan Allah yolunda sebat etmesini beklememiz boş bir temenniden öte bir sonuç vermeyecektir. Cihad yolundaki seferberlik gayretlerini sabote eden de yürek iflası değil midir? Kalbi dünya metaına esir düşmüş zavallıları siz hangi sefere ikna edebilirsiniz? Yeryüzü değerlerine çakılı kalan, basit lezzetlere takılı duran kalpler Allah yolunda seferi nasıl kaldırsın? İçe ve dışa yönelik seferlerimizde karşımızda çıkan hep kalptir…
Dışa doğru açılırken kalpleri tevhide çekmek, içe yönelirken kalbi takva yurduna çağırmak hedeftir.

Allah’tan isteriz ki, yüreğimiz ve bedenimiz O’nun yolunda olsun. Bedenlerimiz onundur. İster onun yolunda esir eder, ister sürgün eder, isterse de paramparça eder. Müminin her hali kazançtır. Dirisi kafirlere korku salar, izzetiyle bilinir. Müminlerinse her sıkıntısında o oradadır, gönüllerine huzur verir, yeryüzünde tevazuyla yürür. Dili tebliğ ile ıslaktır, gözleri gözyaşlarıyla dolmuştur. Duruşuyla bile mesaj verir. Ölüsü ise şehadettir. Ne kazanç…

Ve Allah kafirlerin kalplerine de ‘müminlerle’ korku salmıştır. Onlar daha rahat ve daha lüks ve daha uzun yaşayabilmek için mücadele verirken Mümin; ölüm için, ölümün ardında cennetin kokusunu alabildiği için mücadele verir. Ölüm merkezli yaşarlar ve birikimleri yine ona göredir. Ölümü öldürürler. Kafirse korkar… Ölümden, açlıktan, makamdan...

Geçmişe baktığımızda Habil ve Kabil’den beri hak ve batıl savaşı karşımıza çıkar. Hepsinde hak galip gelmiş, batıl yok olmuştur. Kimi kavmi Allah müminlerin eliyle bozguna uğratmış, kimisinde helak etmiş şehirlerini yerle bir etmiştir.

De ki: ‘’ Hak geldi batıl yıkılıp gitti! Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur’’ İsra-81

İşte kutlu son ordadır, hak galip gelecektir. Önemli olan bizim hangi tarafta olduğumuzdur.

‘’… Onların şehirden şehre rahat rahat dolaşabilmesi seni yanıltmasın!’’ Mümin-4

Kuşları fillere galip getiren, bedirde görünmez askerlerini gönderen Allah, elbet taşları tanklara galip getirecektir. Allah’ın vaadi haktır. Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Üzülünmesi  gereken Müslümanların hali mi, yoksa kokuşmuş dünya hayatıyla zillete düşmüş dünyanın esirleri mi? Sıcak yatağında sıcak kahvesini yudumlarken ordan oraya laf atanlar yapılan zulmü eleştirenler…
İşte ağlanılması gereken onlardır. Dünyayı ahirete tercih edenler…

Hala nefes alıyoruz. Hala bazı şeyleri değiştirebiliriz. Oturduğumuz yerden kalkıp ‘Davamız için ne yapabiliriz’i düşünebiliriz. Düşünmeliyiz!

Terler akana kadar, eyleme dökene kadar… İnsanları görünce Allah’a yaklaşmakta vesile bilip davamızı anlatmalıyız. Allah bizden birilerini hidayete erdirmemizi, cümlelerimizle insanlığı değiştirmeyi, düşmanı bozguna uğratmamızı istemiyor. Buna Allah’tan başkası da güç yetiremez. Allah, yalnızca samimi bir yürekle ona teslim olmamızı ve çaba göstermemizi istiyor. Zaten yüreği imanla dolmuş bir kişinin eyleme dökmemesi mümkün değildir, imanı onu durdurmaz. Neticede zaferden değil seferden sorumluyuz. Allah’a hayatımızı, gençliğimizi borç verelim. Allah ‘güzel bir borç’ diye zikreder. Cennet karşılığında nefislerimizi satmak ne kazançlı bir alışveriştir. Sevdiklerimizi, isteklerimizi, hayallerimizi önceden oraya yollayalım. Ebedi diyarda buluşmak üzere…

Allah’a teslim olduk ve rasulünün çağrısına kulak verelim. Allah’a kavuşma umuduyla yaşayalım. Rahat bir nefesi cennete erteleyelim. Unutmayalım ki hayali cennetle süslü olan kişiyi hiçbir dünyalık cezbedemez. Orucumuz dünyada olsun iftarımızı şehadetle firdevste açalım. Hiç şüphesiz;

Siz oradan biz buradan…

Bir gün mutlaka kavuşacak ellerimiz.

    

 Fatma DALAZ

 Okunma Sayısı : 1032         19 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 886076

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.