Çocukları kinle beslemek

Bebekliğinden itibaren insanoğlunun bedenin olduğu gibi ruhunun da beslenmeye ihtiyacı vardır. Kendini fiziksel olarak besleme yetisi olmayan bir bebek, anne babasının desteğiyle gıdasını alır, büyür ve gelişir. Yaşayabilmek için onlara muhtaçtır. Ancak belli bir yaşa geldiğinde kendini besleme yeteneğine sahip olur ve yiyecek tercihlerini de kendi yapmaya başlar. Ruhun beslenmesi de buna benzer aslında. Önce anne baba duygu ve davranışları ile ruhunu besler çocuğun. Sonra giderek çocuk kendi beslenme kaynaklarını bulur. Ergenlik dönemi öncesi anne babanın çocuğun ruhuna nakşettiği düşünce ve mesajlar daha sonraki yaşamında ciddi izler bırakır. Bir bakıma, anne baba tarafından ruhun besleneceği kaynaklar öğretilir çocuğa, yaşamın ilk yıllarından itibaren.

Annenin bir gülücüğü, sevgi dolu sözleri, babanın şefkatle sarılması, muhabbetle gözünün içine bakması sevme duygusunu besler çocuğun. Sevilen çocuk sevmeyi öğrenir. Anne babanın çocuğa, çevresindeki insanlara, doğaya ve hayvanlara olan merhameti de çocuğun zaten doğuştan var olan merhamet duygusunu besler, yeşertir. Merhamet edilen çocuk merhamet eder.

Çocuğu ya sevgi ve merhametle besleriz ya da kin ve acımasızlıkla. Kinle beslemeyi bazen bilerek bazen de bilmeyerek yaparız. Bazen bir inanç ve ideoloji uğruna, bazen de bireysel öfkemiz uğruna. Sevmediklerimizi sevdirmez, nefret ettiklerimizden de nefret ettiririz. Yani kötü dediğimiz kişi ve kurumların asla olumlu, iyi bir tarafı olamaz. Şu tarafı da iyi bu adamın demeyiz, diyemeyiz. Siyah hatta simsiyahtır karşısında olduğumuz şeyler. Bu keskin ayırım, çocuğumuzun zihnine aynı keskinlikte yerleşir. Çocuk sorgulamaz bu öfke tohumlarının atılış nedenlerini. Alır, kabul eder ve çoğu zaman içselleştirir. Ancak biraz büyüyüp ergenlik dönemine geldiğinde kendi bir şeyler katar bu duygu yüklenmesine. İçinde bulunduğu sosyal çevre devreye girer bu süreçte. Dışarıdan gelen mesajlarla kendi duygularını harmanlamaya çalışır. Ya var olan durumu eleştirir ve kendi doğrusunu bulur ya da öfkesine öfke katar.

Birilerinden nefret ederek ve kin besleyerek yaşamak yaşama amacı olmamalı bir kişinin. Böyle negatif bir duygu asla ileriye götürmez ve geliştirmez insanı. Belki nefret ortaklığında anne babasıyla, çocuğuyla, eş ve dostlarıyla, arkadaşlarıyla birleştirebilir. Hatta bu hal bir mutluluk ve ruhsal doyum sağlayabilir kişiye. Ancak birleştirici unsurun kin ve nefret ortaklığı olduğu hiçbir ilişki doğal ve sağlıklı değildir ve sürdürülemez.

Çocukluk döneminde atılan kin ve nefret tohumlarının nasıl büyüyeceği ve ileride nasıl bir ürün vereceği kesinlikle öngörülemez. Ortamını bulduğunda vahşet ve caniliğe dönüşebilecek kadar tehlikeli ve ürkütücüdür bu hal. Yok etmeyi ve yok olmayı göze alacak kadar gözü dönmüştür bu kişilerin. Ya da vahşeti mazur görecek, alkışlayacak ve hatta asıl failleri görmeyip birilerini suçlayıp, bahane uyduracak kadar düşünce kıtlığı içindedirler. Taraf olma adına cinayeti hoş gören bu ruhsal yapı, nefret ortaklığında birleştiği kişi ve kişileri de yok eder bir süre sonra. Çünkü kin ve nefretin olduğu yerde hiçbir şey yeşeremez.

 Okunma Sayısı : 1162         21 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 864540

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.