Durmadan gidiyoruz ama bir yere geliyor muyuz?

Neden yaptığımızı tek bir dakika bile düşünmediğimiz şeyleri yapmak uğruna, yapamadığımız için ince ince içimizi sızlatan şeyleri sürekli kazaya bırakıyoruz.

Bizimle esasta aynı hissiyata sahip olmayanların esasa ilişkin konularda ne hissettiği bizim için sadece bilgidir. Bunu hiç düşünmeden kendimize his olarak alıp kabul ediyorsak orada sıkıntı var. Hele bunu bir de gündelik bir alışkanlık haline getiriyorsak, meselenin tabiatı gereği üç adım sonra kaçınılmaz bir şekilde gönyemiz kayacaktır.

(Gökhan ÖZCAN- Yeni Şafak)


“En çok neyi yadırgıyorum biliyor musun?” diye sordu yanındakine. Merakla yüzüne baktı yanındaki. “Artık neredeyse hiçbir şeyi yadırgamayışımızı!” dedi kederle.

Duygular dünyası bir serbest piyasa değildir. Kalbimizde ne varsa duygularımıza rengini, kokusunu o verir. Kalbine bizim kalbimizde olan şeyi sokmayan insanlarla sürgit aynı duygularda olamayız. Oluyorsak, ya bir taraf diğerinin içinde ya da iki taraf birbiri içinde erimiştir. Ve bu hâl, her iki durumda da, adı konmamış bir nevi kayboluşa işaret eder.

“Benim için sünnet sadece geleneğin kaynağı değil, Müslümanların 'kültürünün' ta kendisidir. Bu yüzden dünyadaki bütün Müslümanların tek ve ortak bir kültüründen bahsetmemiz gerekiyor, o da sünnettir. Müslümanlar, ulus devletin tanımladığı modernizmin en müphem ve içi boş kavramı olarak 'kültür' kavramını kanımca kullanamazlar; bu İslam'la kendi tanımı gereği asla uyuşmaz. Onun adına 'İslam kültürü' diyerek İslamîleştirmeye çalışsak da, bu İslam'ın entelektüel envanterinde kendine meşru bir yer bulamaz.” diye yazmış, 'Nehri Geçerken' ismini verdiği önemli eserinde Abdurrahman Arslan. Keşke 'yadırgama' hissini yeniden kuşanabilmek için yazdıklarını daha fazla okusak!

“Sizce okumaya nereden başlamalıyım?” diye sordu genç olan. “İlk sayfadan!” diye cevap verdi daha az genç olan.
Seni kitaplara götüren iç arayışların değilse, güvenilirliği çok tartışılır nevzuhûr reçetelere esir olman an meselesidir.
Bazıları yüzlerce sayfa kitabı okuyup bitirse de, aslında sadece arka kapak yazısını okumuş kadar oluyor.
Hemen herkesin cebinden 'insan olmaya giden yol'un kestirme tarifleri çıkıyor şu günlerde. Herkesin diğerlerine kendi hikayesini giydirmeye çalıştığı bir konfeksiyon dükkanına döndü hayat!

Birer bardak çay gibiyiz hepimiz, demimizi iyice almamışsak çiğ kalıyor, tadımızı, lezzetimizi bulamıyoruz.

Önce bir kendini görmek için aynaya bakmalı insan uzun uzun, sonra yine kendini bilmek için başkalarına.

“Aşık olan ahenk eyler saz eyler/ Muhabbetin can mülkünü yazeyler/ Dertli olan talep eyler arzeyler/ Tabip kapusunda şifalanmayı” diye söylemiş Aşık Daimî, rahmet olsun.

Şehirde bütün sesler kesildiğinde gece kuşları gibi gelip sessizce muhabbet teline konan gönüller de var.

Kalbinin atışını dinle! O ki sadık bir nöbetçidir, sen dünyanın türlü hallerine dalar gidersin, o vecd ile nöbet bekler daima, bütün ritimlerin tek bir ritimde birleştiği yerde.

“Yolu istediğin kadar uzat” dedi meczup, “varacağın yer aynı!”

 Okunma Sayısı : 669         28 Mart 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 250110

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.