Türk İslamcılığı vs Kürt İslamcılığı - Akif EMRE

Türkiye'nin derin yaraları var; bu sancıların nedenleri siyasal olduğu kadar tarihi kökenleri var. Aslında yaşanan travmalar bir medeniyet sarsıntısından sonra ortaya çıkan akıl tutulmasıdır.

Bu süreç; devletin bekası adına uygulamaya konan Batılı modernleşme projelerinin deli gömleğinin topluma giydirilme hikayesi olarak da okunabilir. Üstelik Ankara'da biçilen ve her anlamda dar gelen bir deli gömleği.. Giydirilen bu gömlek farklı yerlerinden yırtılıyor, sökülüyor. Mesele gömleği yama yapmakla geçiştirilemeyeceğini idrak edip,giydirilen gömlek bizim neyimiz olur? sorusunun sorulmasıyla alakalıdır.

Bu soruyu sormak yerine toplumun, Çinlilerin kibar ve biçimli ayaklara sahip olmak için demir ayakkabı giydirmelerini akla getiren çözümlere zorlandığı malum. Olup bitenler karşısında sistem eleştirisi ve alternatif sunma kabiliyeti ve hakkı açısından İslam/cılık düşüncesiher zaman merkezi, hissedilir ve gözardı edilemeyen bir muhalif yapı olagelmiştir.

İslamcılık düşüncesinin siyaset tasavvuru, tecrübesi tarihi birikimi göz önüne alındığında nevzuhur modern ulus inşasına temelden farklı bir bakışı olduğu kuşkuya yer bırakmayan bir meseledir. Böyle olduğu içindir ki sosyal çimento olarak kullanılmak istenen Müslümanlık ile İslamcılığın teklifleri sistem açısından daima dikkatle ve kuşkuyla gözetilegelmiştir.

Modern Türkiye'nin en büyük iddiası da tek boyutlu, tek tip bir ulus inşası ve buna dayalı etno siyaset temelli bir sistem arayışı idi. Tam bu noktada İslamcılığın temelden alternatif bir toplum ve ulus tasarımı olarak karşı çıktığı görülür. Türklüğü etnik merkezli seküler ulus inşasının temeline dönüştüren proje karşısında tek ciddi itiraz İslamcılığın ümmet tasavvuru oldu. Türklüğü ve diğer etnik unsurları da aşan, hepsine ortak bir medeniyetin değerlerinde şahsiyet kazandırıp üst kimlik sunan ümmet fikri Osmanlı'dan ve Selçuklu'dan beslenen tarihi tecrübeye sahip. Hatta medeniyetimizin farklı siyasal, kültürel ve ilmi oluşumlarından da beslenir. Anadolu'daki birikim ise İslam medeniyetinin bu coğrafyada yüzlerce yıldır hamurunu yoğurduğu toplum tasavvurunun bileşkesidir.

Kürt milliyetçiliği temelinde yükseltilmek istenen yeni kimlik Türk millyetçiliğinin antitezi gibi görünse de aslında bu coğrafyanın hamurunu yoğuran tarihi tecrübeye, sosyolojisine ve tüm bunlardan beslenen İslamcılığın iddialarına karşıdır. Pratikte devlete, sisteme karşı silahlı kalkışma gibi duran marjinal ulusçuluğun zemin bulabilmesi ancak İslamcılık düşüncesinin toplum tasavvurunun, ortak kimliğin dayanaklarının parçalanmasıyla mümkün olabilecektir.

Uzun sözün kısası, bugünlerde doğu ve güneydoğuda yükselen çatışmalar, silahlı şiddetin kanla yoğurmak istediği yeni Kürt kimliği ile devlet refleksinin bunu bastırmaya yönelik kullandığı yöntemden beslenmektedir.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi modern ulusdevlet kendine karşı her tehdit unsuruna karşı müsamahasızdır ve muhtemelen de sancılı devlet şiddetine yol açar. Kalkışmayı göze alanların bölgede estirdikleri şiddet ve döktükleri kan ayrıca cabası...

Özellikle şiddetin arttığı dönemlerde geleneksel devlet refleksinin adam etme politikaları ile örgüt terörünün bölgeyi kana buladığı dönemlerde yükselmeye başlayan bir ayrışma eğilimi bugünlerde daha açıkça dillendirilmeye başlandı: Kürt İslamcılığı, Türk İslamcılığı.

İslamcılığın varoluş şartlarına zıt bir sentezle etnosentrik bir tabelaya indirgeyen bu yaklaşımın bizzat İslamcılığın ruhuna aykırı olduğunu söylemeye gerek yok.

Ne var ki son dönemde bölgede yaşananlar karşısında elbirlik etnik ulusçuluğu özgürleşme gibi sunan liberal, sol, seküler, batıcı aydın yaklaşımı ile seküler Kürt çevrelerini benzer söylemle İslamcılığı da mahkum etme çabası, adeta defterini dürmek için bir tür şark kurnazlığına başvurması, medyatik hale getirilmesi de tesadüf değil.

Devlet adına hükmeden muhafazakar kadroları ve uygulamalarını İslamcılık olarak yaftalayıp, Türk İslamcılığı ve Kürt İslamcılığı ayrımı üzerinden yeni bir retorik geliştiriliyor. Buna göre Türk İslamcılar devletle özdeşleştiler ve Kürt halkına devletle beraber zulmediyorlar. Bu iddia seküler Kürt milliyetçisi çevrelerle beraber kendilerini Kürt İslamcısı addeden kesimler adına da dillendiriliyor.

Sosyolojik veri gibi bir gerçeklikten hareket ettiğini ima eden bu tanımlama yani Kürt ve Türk İslamcılığı tanım düzeyinde bile gerçeklik bağını kaybetmiş durumda. İslamcılığın en önemli, alametifarikası sayılan İslam kardeşliği, ümmet fikri sadece Türkiye sınırlarını kapsamaz daha evrensel bir ideali kucaklama iddiasındadır. Kaldı ki sırf bu ümmet tasavvurundan dolayı İslamcı düşünürler ulusalcı seküler çevrelerce yerine göre Kürtçü, yerine göre Arapçı olmakla itham edildikleri vakıadır.

Bu bağlamda siyasal tasarım olarak da muhafazakar, sağ ya da sol iktidar söylemleri ve pratikleri İslamcılık düşüncesi ile bağdaşmaz. Muhafazakar devlet erkinin güvenlik politikalarını İslamcılık şeklinde okumaya tabi tutarak İslamcılık mahkum edilmek istenmiyor, aynı zamanda bir Türk-Kürt İslamcılığı icat ediliyor.

İslamcılık ve onun açılımlarından bahsedilebilir, ancak en son gündeme gelecek olan ve İslamcılık düşüncesi ve idealiyle hiç bir şartta barışmayacak olan ise etnosentrik bir İslamcılık tanımıdır.

Ortadoğu'nun, İslam aleminin, ümmetin yeterince parçalanmışlık durumuna karşı bir panzehir olarak inşa edilen bir düşüncenin Türk ve Kürt, Arap gibi etnik etiketli piyasaya sürülmesi yine modern seküler paradigma içinde değerlendirilebilir ancak.

Müslümanların Müslümanca bir arada yaşama deneyimini tekrar mümkün kılma taleplerini ulusçulukla yorumlayıp yeni etnik temelli sözüm ona İslamcılık üretmek akla ve tarihi tecrübeye zıttır.

 Okunma Sayısı : 829         01 Nisan 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 791806

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.